Kırılırım ben…
Bir rüzgâr bile kırabilir dallarımı…
En çok ta o en sevdiğim, hani gel dese gidilen, kal dese kalınan, öl dese ölünenim kırar kolumu kanadımı… Böylesine sevdiğinden midir, sabrımı denemek midir maksadı bilinmese de, soramasam da sebebini, incitir yüreğimi, parça parça eder…
Alır sonra avuçlarına her bir parçasını, birer birer yapıştırır kırdığı yerden öpe okşaya, ilmek ilmek işler etrafını kelimeleriyle kenar süsü misali kalbimin…
Unutturur…
Unuturum ya ben de, elimde değil unutkanım işte…
Bir türlü dur diyemem bu sürgit kırılganlıklara, bu yok sayışlara, hoşçakallara ve ardından gelen yeşil kırların içinde dalgın yürürken, inceden inceye burnumuzda tüterek, bizi kendimize getiren papatyaların kokusu misali eşsiz hoşgeldinlere dur diyemem…
Gülüverir işte… Unuturum acıyan yanlarımı… Güler, unutturur…yoktur gülüşünün üstüne..Ne gözyaşım kalır, ne öfkem, biter gider işte sessizce…
Ama kırılganım ben… Elimde değil…
Kırar beni bilmeden…
Çattı mı kaşlarını gece çöker gündüz vakti umutlarımın üstüne…
Sonra güler yine…Güler unutturur…
Sever unutturur…